Çevre Hakkı Nedir?
Tanım
Herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu, çevre kirliliğini önlemenin devletin ve vatandaşların ödevi olduğu haktır (AY m.56). Üçüncü kuşak haklar arasında yer alır.
Herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu, çevre kirliliğini önlemenin devletin ve vatandaşların ödevi olduğu haktır (AY m.56). Üçüncü kuşak haklar arasında yer alır.
Sosyal Devlet
Devletin vatandaşlarına insan onuruna yaraşır asgari yaşam düzeyi sağlamakla yükümlü olduğu ilkedir (AY m.2). Sosyal hakların güvencesi olarak eğitim, sağlık ve çalışma haklarını kapsar.
Pozitif Statü Hakları (İsteme Hakları)
Georg Jellinek'in statü teorisine göre bireylerin devletten belirli hizmet ve edimler talep etmesini sağlayan haklardır. Devlete aktif edim yükümlülüğü yükleyen bu haklar eğitim, sağlık, çalışma ve sosyal güvenlik gibi hakları kapsar.
Çevre hakkı, bireylerin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkını güvence altına alan ve aynı zamanda çevrenin korunması konusunda devlete ve vatandaşlara ödevler yükleyen temel bir haktır. AY m.56/1, herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğunu açıkça düzenlemektedir. AY m.56/2 ise çevreyi geliştirmenin, çevre sağlığını korumanın ve çevre kirlenmesini önlemenin devletin ve vatandaşların ödevi olduğunu belirtmektedir.
Çevre hakkı, üçüncü kuşak haklar (dayanışma hakları) arasında yer alan ve hem bireysel hem de toplumsal boyutu bulunan kendine özgü bir haktır. Geleneksel hak kategorileri içinde hem negatif boyutu (çevrenin tahrip edilmemesini isteme) hem de pozitif boyutu (çevrenin korunması için aktif tedbirler alınmasını talep etme) bulunmaktadır.
AY m.56/2, çevrenin korunmasını devletin temel ödevlerinden biri olarak belirlemiştir. Bu yükümlülük, devletin çevre alanında düzenleyici, denetleyici ve koruyucu tedbirler almasını gerektirmektedir.
Düzenleyici boyutta devlet, çevre mevzuatını oluşturmak ve güncel tutmakla yükümlüdür. 2872 sayılı Çevre Kanunu, bu alandaki temel yasal düzenlemeyi oluşturmaktadır. Çevresel etki değerlendirmesi (ÇED), çevre izni ve lisansı, emisyon standartları ve atık yönetimi düzenlemeleri, devletin düzenleyici rolünün somut yansımalarıdır.
Denetleyici boyutta devlet, çevre mevzuatına uyumu denetlemek ve ihlallere karşı yaptırım uygulamakla sorumludur. Çevre denetimi, çevre kirliliğinin önlenmesi ve kirleticilerin cezalandırılması bu kapsamdadır. Koruyucu boyutta ise devlet, doğal alanların korunması, biyoçeşitliliğin sürdürülmesi ve doğal kaynakların rasyonel kullanılmasını sağlamakla yükümlüdür.
AY m.56/2, çevrenin korunmasını yalnızca devletin değil, vatandaşların da ödevi olarak belirlemiştir. Bu düzenleme, çevre hakkının dayanışma hakları niteliğini yansıtmaktadır. Vatandaşlar, çevreyi kirletmemek, doğal kaynakları bilinçli kullanmak ve çevrenin korunmasına katkıda bulunmakla yükümlüdür.
Vatandaşların çevre ödevi, pasif bir yükümlülüğün ötesinde aktif bir katılımı da gerektirir. Çevre bilincinin geliştirilmesi, çevre sorunlarına karşı duyarlılık gösterilmesi ve çevre politikalarına demokratik katılım, vatandaş ödevinin kapsamındadır. Çevre hakkının etkin korunması, devlet ve vatandaşların iş birliğini zorunlu kılmaktadır.
Ayrıca çevre hakkı, nesiller arası adalet ilkesiyle de bağlantılıdır. Bugünkü neslin çevre kaynaklarını kullanırken gelecek nesillerin haklarını gözetmesi, çevre hakkının zaman boyutunu oluşturur. Bu perspektif, sürdürülebilir kalkınma anlayışının anayasal temelini oluşturmaktadır.
Sürdürülebilir kalkınma, ekonomik büyüme ile çevrenin korunması arasındaki dengeyi sağlamayı amaçlayan bir yaklaşımdır. AY m.56'nın öngördüğü sağlıklı ve dengeli çevre hakkı, sürdürülebilir kalkınma ilkesiyle doğrudan bağlantılıdır. Ekonomik faaliyetlerin çevresel etkilerinin değerlendirilmesi, doğal kaynakların rasyonel kullanılması ve ekolojik dengenin korunması, sürdürülebilir kalkınmanın temel bileşenleridir.
Çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) süreci, sürdürülebilir kalkınma ilkesinin somut bir uygulamasıdır. Büyük ölçekli projeler gerçekleştirilmeden önce çevresel etkilerinin değerlendirilmesi zorunluluğu, ekonomik kalkınma ile çevre koruması arasındaki dengenin sağlanmasına hizmet eder. Anayasa Mahkemesi de kararlarında çevre hakkı ile ekonomik haklar arasındaki dengeyi değerlendirirken sürdürülebilirlik ilkesine atıfta bulunmaktadır.
Uluslararası düzeyde Paris İklim Anlaşması, BM Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi ve diğer çevre andlaşmaları, çevre korumasının küresel boyutunu yansıtmaktadır. Türkiye'nin taraf olduğu bu andlaşmalar, AY m.90 uyarınca iç hukukta kanun hükmünde olup çevre hakkının korunmasına ek bir hukuki çerçeve sağlamaktadır.