Fer'i Hakların Asıl Borca Bağlılığı İlkesi
TBK m.131/1 hükmüne göre asıl borç ifa ya da diğer bir sebeple sona erdiği takdirde, kefalet, rehin ve diğer fer'i haklar da kendiliğinden sona erer. Kanun bu kuralı doktrinde "accessorium sequitur principale" (fer'i olan asıl olanı izler) ilkesinin pozitif yansıması olarak benimsemiştir. Asıl borç sona erdiği anda alacaklının elinde tutmaya devam edeceği bağımsız bir fer'i hak kalmaz.
Bu kuralın pratik sonucu şudur: borçlu anaparayı ifa ile söndürdüğünde rehinli malını geri isteyebilir, kefil sorumluluktan kurtulur, ipotekli taşınmaz üzerindeki ipoteğin kaldırılmasını isteyebilir. Aynı şey takas, ibra, yenileme veya birleşme (konfüzyon) gibi diğer sona erme nedenleri için de geçerlidir. Doktrinde baskın görüş, asıl borcun maddi olarak sona ermesinin fer'i hakları otomatik olarak ortadan kaldırması yönündedir.
İşlemiş Faizin İstisnai Konumu
TBK m.131/2 hükmü kuralın en önemli istisnasını düzenler: İşlemiş faizin ödenmesini isteme hakkı, sözleşmede veya hâl ve şartlardan saklı tutulduğu anlaşılmadıkça asıl borç ile birlikte sona erer. Bu cümlenin a contrario yorumu şudur: alacaklı işlemiş faizi açıkça saklı tutmuşsa, asıl borç sönse bile faiz alacağı bağımsız olarak yaşamaya devam eder. Doktrinde genel olarak kabul edilir ki bu istisna, faizin asıl borçtan ayrı bir alacak hakkı doğurabilen niteliğinden kaynaklanır.
Saklı tutma açık olabileceği gibi örtülü de olabilir. Örneğin alacaklı, anaparayı tahsil ederken "faiz hakkım saklıdır" şerhini makbuza yazdığında bağımsız faiz alacağı doğmuş olur. Bu durumda faiz alacağı için ayrı bir zamanaşımı süresi işlemeye başlar; TBK m.147 bağımsız faiz alacağını beş yıllık zamanaşımına tabi tutar. Saklı tutma yapılmamışsa anaparanın ödenmesi ile faiz hakkı da otomatik olarak sönmüş sayılır.
Üçüncü kişi tarafından verilen rehin veya kefalet bakımından kuralın işleyişinde özellik vardır. Asıl borç sona erdiğinde üçüncü kişinin verdiği rehin veya kefalet de sona erer; ancak alacaklı ile asıl borçlu arasında borcun sona ermediği yönünde anlaşma yapılmışsa bu anlaşma üçüncü kişiyi bağlamaz. Yani alacaklı borçluya bir kısım borcu ibra edip "sen bana rehin veren kişiye karşı hakkımı kullanırım" diyemez.
Müteselsil borçlulukta tablo farklıdır. Birden fazla müteselsil borçludan birinin borcu sona erdirmesi (örneğin tam ifa) tüm borçluları kurtarır; ancak bir borçlunun konfüzyon yoluyla borçtan kurtulması diğerlerini etkilemez. Bkz. borçlu temerrüdünün sona ermesi.
Hâkimlik Sınavı Açısından Kritik Noktalar
- TBK m.131/1 — Asıl borç sona erince kefalet, rehin ve diğer fer'i haklar kendiliğinden sona erer; tescil veya alacaklı iradesi gerekmez.
- TBK m.131/2 — İşlemiş faiz, saklı tutulmadıkça asıl borç ile birlikte sona erer; saklı tutma açık veya örtülü olabilir.
- Cezai şart asıl borca bağlı fer'i bir haktır; TBK m.182 kapsamında asıl borç sona erince cezai şart talep hakkı da sönen hakların başında gelir.
- Bağımsız faiz alacağı (saklı tutulmuş faiz) için TBK m.147 uyarınca beş yıllık zamanaşımı uygulanır; anaparadan kopartılmış bu alacak ayrı dava edilebilir.
- Üçüncü kişi rehni veya kefaleti asıl borç söndüğünde sona erer; alacaklı ile borçlunun "borç devam ediyor" anlaşması üçüncü kişiyi bağlamaz.
- Bono, çek, poliçe gibi kıymetli evrak alacakları, asıl borç sona erse dahi senetten kaynaklanan bağımsız hak olarak yaşamaya devam edebilir; senedin iadesi gerekir.
- Ayni teminat sona erince tapu sicilinden ipoteğin terkini istenir; tescilin terkin edilmemesi maddi hakkı yaşatmaz.
Aynı Alandan Bağlantılar