Milletlerarası Andlaşmalarla Güvencenin Anlamı
Milletlerarası andlaşmalarla güvence, temel hak ve özgürlüklerin yalnızca ulusal anayasa ve kanunlarla değil, aynı zamanda uluslararası sözleşmeler aracılığıyla da korunması mekanizmasını ifade eder. Bu güvence sistemi, insan haklarının evrenselliği ilkesine dayanır ve devletlerin kendi vatandaşlarına karşı uluslararası hukuk çerçevesinde de yükümlülük altına girmesini sağlar.
1982 Anayasası'nın 90. maddesinin son fıkrası bu güvence mekanizmasının iç hukuktaki temelini oluşturur. 2004 yılında yapılan değişiklikle eklenen hükme göre: "Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır."
Temel Uluslararası İnsan Hakları Sözleşmeleri
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)
Türkiye, AİHS'yi 1954 yılında onaylamış ve 1987'de bireysel başvuru hakkını, 1990'da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) zorunlu yargı yetkisini kabul etmiştir. AİHS, Türk hukuk sisteminde en sık başvurulan uluslararası insan hakları belgesidir. Yaşam hakkı (m.2), işkence yasağı (m.3), özgürlük ve güvenlik hakkı (m.5), adil yargılanma hakkı (m.6), özel hayata saygı (m.8), ifade özgürlüğü (m.10) ve mülkiyet hakkı (Ek Protokol 1, m.1) AİHS'nin temel güvenceleri arasındadır.
AİHM kararları, Türk mahkemeleri için bağlayıcıdır ve yargılamanın yenilenmesi sebebi oluşturabilir. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru incelemelerinde AİHM içtihatlarını düzenli olarak referans almaktadır.
BM İnsan Hakları Sözleşmeleri
Türkiye, BM Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi (ICCPR) ve BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi'ni (ICESCR) onaylamıştır. Bunların yanı sıra Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW), Çocuk Hakları Sözleşmesi (CRC) ve İşkenceye Karşı Sözleşme gibi temel BM sözleşmeleri de Türkiye'nin taraf olduğu belgeler arasındadır.
AY m.90/son Fıkrasının Hukuki Sonuçları
AY m.90/son fıkrası, normlar hiyerarşisinde uluslararası insan hakları sözleşmelerine özel bir konum kazandırmıştır. Bu düzenlemeye göre temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalar ile kanunlar çatıştığında, andlaşma hükümleri öncelikle uygulanır. Bu durum, söz konusu andlaşmaların kanunların üzerinde, anayasanın altında bir konumda olduğu şeklinde yorumlanmaktadır.
Bu hükmün pratik sonuçları şunlardır: Mahkemeler, bir kanun hükmü ile uluslararası andlaşma hükmü arasında çatışma tespit ettiklerinde, Anayasa Mahkemesi'ne başvurmaksızın doğrudan andlaşma hükmünü uygulayabilir. Bu durum, somut norm denetiminden farklı olarak mahkemelere doğrudan uygulama yetkisi tanıyan istisnai bir mekanizmadır.
Ancak milletlerarası andlaşmaların anayasaya aykırılığı iddia edilemez (AY m.90/1). Usulüne göre yürürlüğe konulmuş andlaşmalar kanun hükmündedir ve Anayasa Mahkemesi'ne bunların anayasaya aykırılığı gerekçesiyle başvurulamaz.
Uluslararası Güvence Mekanizmalarının İşleyişi
Uluslararası andlaşmalarla güvence, yalnızca normatif düzeyde kalmaz; aynı zamanda denetim mekanizmalarını da içerir. AİHM bireysel başvuru yolu, BM sözleşme organlarının periyodik raporlama sistemi ve ihtiyari protokollerle tanınan bireysel şikayet mekanizmaları bu denetim araçları arasındadır.
Türkiye'de 2012 yılında kurulan Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru yolu, AİHM'ye başvuru öncesinde etkili bir iç hukuk yolu olarak kabul edilmiştir. Bu mekanizma, uluslararası güvence sisteminin tamamlayıcılık (subsidiarite) ilkesine uygun olarak önce ulusal düzeyde korumanın sağlanmasını hedeflemektedir.