Çocuk Haklarının Anayasal Sistematiği
Çocuk hakları Türk anayasa hukuku sistematiğinde tek bir madde altında toplu olarak düzenlenmemiştir; bununla birlikte başlıca düzenleme 1982 Anayasası'nın 41 ve 42. maddeleridir. Ailenin Korunması Hakkı başlıklı 41. madde "özellikle ananın ve çocukların korunması" ödevini devlete yükler; 2010 anayasa değişikliğiyle "Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır" cümlesi eklenerek çocuğun korunması ayrı bir anayasal güvence kazanmıştır. Eğitim ve Öğrenim Hakkı başlıklı 42. madde ise zorunlu ilköğretim, öğrenme özgürlüğü, eğitim ücretsizliği ve eğitim dilinin Türkçe olması gibi çocuk hayatını doğrudan etkileyen hükümleri içerir. Bu iki maddenin ötesinde, Yaşam Hakkı, İnsan Onuru ve Temel Hak ve Özgürlükler sistematiği tüm kişiler için olduğu gibi çocuklar için de geçerli genel güvencelerdir.
Uluslararası Dayanak: BM Çocuk Hakları Sözleşmesi
Türkiye, 1990 yılında imzaladığı Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi'ni 1995 yılında iç hukuka aktarmıştır. Anayasa m.90/5 uyarınca usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası antlaşmalar kanunlarla aynı konuda farklı hükümler içerdiği takdirde uluslararası antlaşma hükümleri esas alınır; bu doğrultuda Çocuk Hakları Sözleşmesi iç hukukta doğrudan uygulanabilir. Sözleşmenin 3. maddesinde yer alan "çocuğun üstün yararı" ilkesi AYM, Yargıtay ve Danıştay içtihatlarının ortak kriterine dönüşmüş; velayet, nafaka, eğitim, sağlık ve koruma kararlarında belirleyici rol üstlenmiştir.
Çocuğun Üstün Yararı İlkesi
Çocuğun üstün yararı ilkesi, çocuğu etkileyen tüm kamusal ve özel kararlarda çocuğun menfaatinin önceliklendirilmesini gerektirir. AYM bireysel başvuru kararlarında, velayet davalarında yerel mahkemelerin gerekçesiz ret kararlarını, ebeveyn-çocuk görüşmelerinin engellenmesini, evlatlık kararlarındaki usul eksikliklerini bu ilke ışığında değerlendirmiştir. Ceza muhakemesinde de 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu ile çocuk mahkemeleri, çocuk hâkimi, kapalı duruşma gibi özel usuller üstün yarar ilkesinin kurumsal tezahürleridir; bu bağlamda Pozitif Ayrımcılık ilkesi çocuğa yönelik koruyucu farklı muamelelerin Kanun Önünde Eşitlik ile çelişmediğinin anayasal güvencesini oluşturur.
Eğitim, Sağlık ve Sosyal Koruma Boyutu
Çocuk hakları yalnızca koruma değil, edim boyutuyla da anayasal güvenceye kavuşmuştur. Anayasa m.42 uyarınca ilköğretim bütün vatandaşlar için zorunlu ve devlet okullarında parasızdır; bu hüküm Sosyal Haklar (2. Kuşak) kategorisinin çocuğa özgü tezahürüdür. Anayasa m.56 sağlık hizmetlerinin devletçe planlanması, m.61 korunmaya muhtaç çocukların topluma kazandırılması için devlete tedbir alma ödevi yükler; Sosyal Güvenlik Hakkı kapsamında da bakıma muhtaç çocuklara yardımlar öngörülmüştür. Bu düzenlemelerin bütünü çocuğu hem birey olarak hem de aile üyesi olarak koruyan çok katmanlı bir anayasal çerçeve oluşturur.
Kritik Noktalar
- Çocuk hakları Anayasa m.41 (ailenin ve çocuğun korunması) ve m.42 (eğitim hakkı) başta olmak üzere anayasanın birçok maddesinde dağınık olarak düzenlenir.
- 2010 anayasa değişikliği ile "her türlü istismar ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirler alma" ödevi m.41'e açıkça eklenmiştir.
- BM Çocuk Hakları Sözleşmesi Anayasa m.90/5 uyarınca iç hukukta doğrudan uygulanabilir ve kanunlara üstün nitelik taşır.
- Çocuğun üstün yararı ilkesi velayet, nafaka, eğitim ve koruma kararlarında belirleyici kriterdir.
- 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu çocuk mahkemeleri ve özel soruşturma-kovuşturma usulleri gibi kurumsal güvenceler sağlar.
- Zorunlu ilköğretim, parasız devlet eğitimi ve sağlık hizmeti çocuğa özgü sosyal edim yükümlülüklerinin anayasal dayanaklarıdır.