Adil Yargılanma Hakkı Nedir?
Tanım
Herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanarak yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olmasıdır (AY m.36). AİHS m.6 ile güvence altındadır.
Herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanarak yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olmasıdır (AY m.36). AİHS m.6 ile güvence altındadır.
Adil yargılanma hakkı, bireylerin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde, makul süre içinde, hakkaniyete uygun ve aleni bir şekilde yargılanma güvencesini ifade eden temel bir insan hakkıdır. Bu hak, hukuk devleti ilkesinin en somut yansımalarından biri olup hem ulusal hem de uluslararası düzeyde kapsamlı biçimde güvence altına alınmıştır.
1982 Anayasası'nın 36. maddesi "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir" hükmünü içermektedir. "Adil yargılanma" ibaresi maddeye 2001 anayasa değişikliğiyle eklenmiştir. AİHS'nin 6. maddesi ise bu hakkın uluslararası düzeydeki temel kaynağını oluşturur.
Adil yargılanma hakkının ilk ve en temel unsuru, bireylerin bir mahkemeye başvurabilme hakkıdır. Yargı yolunun kapatılması veya fiilen erişilemez hale getirilmesi bu hakkın ihlalini oluşturur. AY m.36 ile güvence altına alınan bu hak; yüksek yargılama harçları, avukata erişim güçlüğü veya dava açma sürelerinin aşırı kısa tutulması gibi fiili engellerle de zedelenebilir. Adli yardım kurumu, bu hakkın etkin kullanımını sağlamaya yönelik önemli bir mekanizmadır.
Yargılama yapan mahkemenin hem yapısal bağımsızlığa hem de tarafsızlığa sahip olması gerekir. Bağımsızlık, mahkemenin yasama ve yürütme organlarından kurumsal olarak ayrı ve onların etkisinden uzak olmasını ifade eder (AY m.138-140). Tarafsızlık ise hakimin davaya önyargısız yaklaşmasını (sübjektif tarafsızlık) ve dışarıdan tarafsız görünmesini (objektif tarafsızlık) kapsar. AİHM içtihadında tarafsızlığın hem subjektif hem de objektif boyutuyla değerlendirildiği yerleşik bir yaklaşım benimsenmiştir.
Yargılamanın makul süre içinde tamamlanması adil yargılanma hakkının vazgeçilmez bir unsurudur. Makul sürenin belirlenmesinde AİHM, davanın karmaşıklığı, başvurucunun tutumu, yargı makamlarının tutumu ve başvurucu için davanın önemi kriterlerini uygulamaktadır. Türkiye, AİHM önünde makul süre ihlali nedeniyle çok sayıda mahkumiyet kararı almıştır. 2013 yılında yürürlüğe giren tazminat komisyonu mekanizması bu soruna iç hukuk çözümü olarak getirilmiştir.
Yargılama ve hüküm açıklaması kural olarak aleni yapılır (AY m.141). Aleniyet, yargılamanın kamuoyu denetimine açık olmasını sağlayarak yargıya güveni artırır. Ancak genel ahlak, kamu düzeni, ulusal güvenlik, küçüklerin korunması veya tarafların özel hayatının gizliliği gibi nedenlerle duruşma kamuya kapatılabilir.
AİHS m.6/2 ve m.6/3 ceza yargılamasında ek güvenceler öngörür. Masumiyet karinesi (m.6/2), suçlamanın niteliği ve nedeninden en kısa zamanda bilgilendirilme hakkı, savunma hazırlamak için yeterli zaman ve kolaylığa sahip olma hakkı, bir avukatın yardımından yararlanma hakkı, tanıkları sorgulatma ve lehine tanık dinletme hakkı ile ücretsiz tercüman hakkı bu güvenceler arasındadır.
Bu güvenceler asgari haklardır ve genişletilebilir niteliktedir. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru incelemelerinde bu güvenceleri AİHM içtihadıyla uyumlu biçimde yorumlamaktadır.
Adil yargılanma hakkı mutlak bir hak değildir; ancak sınırlamaları hakkın özüne dokunmamalıdır. AY m.36'nın "meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle" ifadesi belirli usul kurallarına uyulmasını gerekli kılar. Dava açma süreleri, ispat kuralları ve başvuru yollarına ilişkin düzenlemeler bu hakkı sınırlayabilir; ancak bu sınırlamalar orantılı olmalı ve hakkın özünü zedelememelidir.